9 Temmuz 2017 Pazar


Yirmidördümde altmışlık gençlerle
sıraya dizildim bekleme salonunda
yirmidört saatliğine kablolara bağlandım
altmış dakika sonuç için bekledim.
olamadığım meslekten meslektaşım 
bir o odaya bir bu odaya girdi
o odada dinliyor, bu odada görüyordu..
sıra bana geldi..
bir beni dinledi, bir kalbimi
bir kağıda baktı bir ekrana
yüzüme bakmaktan çekindi..
bilemiyorum dedi, hatta bilemiyoruz
damarından girip kalbine ilerlemeliyiz
çok anlattı, çok dinledim.
üç vakte kadar kısmet gelecek mi,
bir onu söylemedi..
üç tüp kan verecekmişim
üç günlük ömrümü tayin için.
düşüneyim dedim, çıktım
ağaçlar boyunca düşündüm
kırkımı görebilecek miydim
kırkım dolmadan beni unutacak dünyada....





8 Temmuz 2017 Cumartesi

İnsan neye hasretse en iyi onu anlatır..
koşmayı yürüyemeyenden,
sevmeyi sevilmeyenden dinle..

17 Haziran 2017 Cumartesi

Baba..

Kederli yazılar paylaşılmasını zayıflık olarak görenler, hayatı çiçek böcekten ibaret sayanlar lütfen okumasın.. Rahatlamak için yazıp, uzay boşluğu gibi gördüğüm internete fırlatmam gerekiyordu.. Benzer şeyler yaşayan birileri okuyup, yalnız olmadığını hissetsin.. Sanırım benim için önemli olan bu..

En sevmediğim gün gelmiş yine.. Haziran ayının tüm pazarlarından nefret ederim.. Her pazar öncesi bugün o gün mü, babalar günü mü? diye düşünüp kaygılanırım.. Her yer baba resimleri ve güzel anılarla dolacaktır yine.. Herkes 'babişkosundan' bahsedecektir.. Yetişkin halim üzülmemeyi öğrendi ama içimdeki sevilmemiş küçük kız bunları gördükçe burukluk yaşıyor.. 
Biliyorum benim gibi olanlar ve çok çok daha kötü durumlar yaşayanlar var.. Amacım acıları yarıştırmak değil.. Sadece anlatmak ve biraz rahatlamak istiyorum. Benzer acıları yaşayanlar bu yazıyı okuyup, yalnız olmadıklarını hissederse ne ala..

İlkokula başlamadan önce nispeten sakin bir çocukluk geçirdim diyebilirim.. Annem ve babam her zaman çok meşguldü, çok çalışıyorlardı.. Yalnız büyüdüm.. Oyuncaklarım, merakla sayfalarını çevirdiğim kitaplar ve ansiklopediler vardı etrafta.. 
Sanırım benim hikayem ilkokula başladığım anda başladı.. Başarı takıntılı, hırslı ebeveynlere sahip olmanın zorluğunu o zaman hissetmeye başladım.. İyi ki okula başlamadan okumayı sökmüştüm, en azından 'sınıfta okumayı söken ilk kişi yarışı'ndan sıyrıldım..
1. sınıfın nisan ayına kadar her şey yolunda gidiyordu, ya da gittiğini sanıyordum.. Nisan ayında matematik sınavı olmuştuk.. Üzerinde anne ördek ve yavrularının resmi olan bir test sınavıydı.. 5 üzerinden 4,5 almıştım.. dörtbuçuk.. Babam notumu öğrenince çok sinirlenmişti, eve varmayı bile beklemedi.. Okulla ev arasındaki yolda, poğaçalarını çok sevdiğim pastanenin önünde ilk dayağımı yedim..(hatırladığım ilk dayak) Başarısız olduğum için cezalandırılmıştım..
İlkokul hayatım boyunca sınıf birincisi olmak zorundaydım.. Annemle babamın benimle ilgili tek merak ettikleri şey; notlarımın kaç olduğu ve sınıfın en çalışkanı olup olmadığım idi.. Kırmızı kapaklı bir defterim vardı, 2. ve 3. sınıftayken eve gelip hemen ödevlerimi yapar, ardından defterime kendimce şiirler yazardım.. Defterimi hiç görmediler mesela.. Çünkü hayal dünyamı onlarla paylaşınca azar yiyordum.. 8-9 yaşlarındayken en merak ettiğim şey 'zaman' kavramıydı.. Şöyle şeyler dolanıyordu aklımda: 3 ay önceki zaman şu an uzayın başka bir yerinde yaşanıyor mu? 1 hafta sonra yaşayacaklarımız evrenin başka yerinde şu an gerçekleşiyor mu? Yaşadığımız şeyler, her an yaşanmaya devam ediyor mu? bu gibi sorular dönüp duruyordu kafamda.. Bir gün babama sordum bunları.. 'Gereksiz şeyler düşünme, dersine çalış, test çöz' dedi.. Uzunca süre babama hiçbir şey anlatmadım..İlkokuldayken kardeşim doğdu.. Zorlu bir doğum olmuştu, annemde ve kardeşimde sağlık sorunları oluştu. O dönem okul değişikliği de yaşadığım için derslerimde kısa süreli başarısızlık yaşadım.. Türkçe'den 4 aldım.. Eve gelince babama söyleyemedim, zaten barut gibi dolaşıyordu.. O gece hiç uyumadım.. Sınav kağıdımı imzalatmam gerektiği için sabah gösterdim.. Dayağımı yiyip okula gittim.. 
10 yaşındayken bacağımdaki bir sorun ve sürekli düşmem nedeniyle doktora götürdüler.. Tam tanı konulamadı, 'bu sorun ilerleyici olabilir, 25 yaşından sonra bacağı tutmayabilir' dedi doktor amca.. İlerde tekerlekli sandalyede olabilirsin dedi bana da.. Koşmam yasaklandı, bisiklete binmem de.. Beden eğitimi dersinden de muaf oldum. Babam 'hem salak, hem çürük' dedi benim için.. Çok üzüldüm ama kimseye belli etmedim, eve gidince kağıdı kalemi aldım ve '15 yıllık hayat planı' yaptım kendime.. Sonra da tüm gece ağladım..
11 yaşındayken elimdeki tüm çocuk kitaplarını okumuştum ve evin yakınındaki kırtasiyede bulabildiğim tüm kitapları da.. (Babam benimle notlarım  ve derslerim hakkında konuşurdu sadece. Nasılsın kızım dediğini bile hatırlamam.. Kütüphanesi ve güzel kitapları vardı ama 'baba hangisini okumalıyım' diyemedim hiçbir zaman..) Yaz tatilinde kütüphanesindeki kitapları alıp okumaya başladım gizlice.. O yokken okuyor, sayfaları özenlice çeviriyor, o gelmeden de aldığım  yere kaldırıyordum.. O yaz tanıştım Hemingway ile.. Büyülenmiştim.. 'ben yazar olacağım' dedim heyecanla, annemin yanına gittim aynı heyecanla ve kararımı söyledim.. 'git kardeşinle ilgilen' dedi.. Ondan sonra anneme de hayallerimi anlatmadım..
Ortaokul zamanlarım da zorlukla geçti.. Düşük not alırsan, başarısız olursan 'okuldan alırım, evden çıkartmam, sonra da evlendiriveririm' diye  tehdit ediyordu babam.. Sanırım uykusuzluk sorunum o yıllarda başladı.. Doğru düzgün ders çalışamıyordum, içimde hep 'başarısız olma korkusu' vardı.. Sınavlardan önce ellerim, ayaklarım buz keserdi, bayılacak gibi olurdum.. Okuldan çıkınca arkadaşlarımla dolaşmam yasaktı.. Haftasonu dışarı çıkmam yasaktı.. Her zaman kardeşimin başında beklemem  ve ders çalışmam gerekiyordu.. Haftasonu gezmeye giderlerdi, evde kardeşime bakardım..
Arada markete gönderildiğimde biriktirdiğim harçlıklarımla dergi alırdım..(Atlas.. canım Atlas.. Sayfalarında nefes alıp, dünyayı keşfediyordum.. Bulunduğum yerden onun sayesinde kurtuluyordum, en azından ruhen.. Özcan Bey beni uzaktan büyüten bir baba gibiydi.. Çok şey öğrendim ondan ve tüm Atlas ekibinden..) Kızmasınlar diye çantama koyup, gizlice eve sokardım.. Ders kitabı dışında bişeyler okumam da yasaktı.. Ama dergilere aşıktım.. Üniversitede gazetecilik okumak sonra da Atlas'da çalışmak ve tabii yazar olmak gibi hayallerim vardı.. Bir akşam nasıl olduysa ağzımdan kaçtı.. Babam önce dalga geçti, 'senin gibi gerizekalıyı ne yapsınlar, ancak çaycı olursun o dergide' dedi.. Sonra da bağırdı, kızdı, küfretti.. Babama hayallerimi anlattığım son akşamdı..
Okulun kütüphanesi sığınağımdı.. İnanç mevzusuna kafa yorduğum günlerdi.. Bulabildiğim kaynaklardan dinler tarihi üstüne okuma yapıyordum.. Birgün yolum Mevlana'yla kesişti.. O yılları da onun sayesinde atlattım.
Ve 8. sınıf.. Büyük sınav öncesi.. Test çöz, yüksek not al, en birinci ol, herkesi geç vs vs.. 
Ders çalışırken uyuyakalırsam(stres altında hiç verimli olmayan çalışmalar) babam saçlarımdan çekerek uyandırırdı.. Ellerinin gücünü  o sırada hissederdim.. Kaç defa 'bu sefer kesin kafa derim koptu' dediğimi bilmiyorum..
Gördüğüm fiziksel şiddet, psikolojik şiddetin yanında hafif kalırdı aslında.. (Ailenin onay vermediği bir evlilik yapan kuzenime çok kızmıştı babam ve faturayı bana kesmişti. O gelin oldu, sevdiği kişiyle evlendi.. Dayağı ben yedim.. Teyzem istemedikleri bir kişiyle evlendi.. Üniversiteye gelene kadar 'teyzen gibi olacaksın, salaksın' ı duydum.. Ailede yaşanılan sorunlar bana dayak olarak dönerdi.. En şiddetli dayak, sağ kalçama aldığım darbeler oldu.. Birkaç gün yürüyemeyip, topallamıştım.. )
8. sınıfın sonu ve büyük sınav.. Korkudan ölecektim neredeyse.. İyi bir anadolu lisesini ve ortalama bir fen lisesini kazanacak kadar puan almıştım.. Ama yetmedi babama.. Ailenin yüzkarası ilan edildim.. İzmir fen lisesini kazanamadığım için, Türkiye derecesi yapamadığım için yemediğim hakaret kalmadı.. Gerizekalı olduğuma kanaat getirip, zeka testi yaptırmaya götürdü.. O yaz evden dışarı çıkmam yasaktı.. Dayanamadığım baş ağrılarım başladı.. Uzun, gür saçlarım vardı.. Bir gün kuaföre gidip kestirmek, çok kısa kestirmek istediğimi söyledim.. Kuaför 'ama çok güzel saçların.. nasıl kıyacağım' dedi.. İlk defa o gün saçımın çok güzel olduğunu duydum.. Kuaförden çıktığımda yaşıtım erkeklerin çoğundan daha kısaydı saçlarım..
Lise sona gelinceye kadar çok fazla uğraşmadı.. Psikolojik şiddetimiz ve hakaretler eksik olmadı tabii.. O dönem de ne kadar çirkin olduğuma sarmıştı.. Baba tarafım Balkan kökenli ve ailenin tüm kadınları çok güzeldir.. Ben onlara pek benzemem.. Kardeşim Balkan kızlarına benziyordu ve babam gurur duyuyordu onunla.. Evin prensesi olmuştu.. Bana da sürekli 'sen güney Balkan kızları gibisin. En çirkin onlardır, çok çirkindirler..' derdi.. Aynalarla hiç barışamadım.. Fotoğraf çekilmekten her zaman nefret ettim.. Belki de nedeni bunlardır..
Lise son ve yine stres stres stres... 'Düşük puan alırsan asla okuyamazsın.. Kötü bir üniversitede okuyacaksın diye para harcamam' diyordu her gün her akşam...
Gidebileceğim okulların listesini de yapmıştı.. Boğaziçi, ODTÜ.. Ve Koç, Sabancı, Bilkent(burslu olacak şekilde) ve sadece elektrik-elektronik, bilgisayar, endüstri mühendisliği.. Seçeneklerim bunlardı.. Bu bölümlerin dışında kalanları zaman ve para kaybı olarak, çöp olarak görüyordu babam..
Üniversite sonuçları, puanlar açıklandı.. İlk 500'deydim.. Babamı aradım hemen.. Puanımı, derecemi söyledim.. Çok mutluydum.. (Tahminime göre, Boğaziçi Elektrik Elektronik hariç her yeri tutacaktı puanım..) Babam kızdı.. 'Sanki Türkiye derecesi mi yaptın, ilk 3'e mi girdin.. Ne diye beni rahatsız ediyorsun' diyip söylendi.. Mutluluğum soldu, oturdum ağladım.. 
Mühendis olmak istemiyordum.. İlk defa babama karşı geldim..Tıp yazdım(annemin isteği) ilk tercihime yerleştim.. Babam tebrik etmedi ve üç ay konuşmadı benimle..
Üniversiteye başladım, beklediğimi bulamadım, mutsuzdum.. 'boşver kızım.. Ne zaman kendin için yaşadın ki.. Doktor olunca sınır tanımazlar'a katılırsın, kendini insanlara adarsın' diye diye avuttum kendimi..
Üniversiteye, bölümüme bir türlü adapte olamadım.. Bırakmayı, bölüm değiştirmeyi düşündüm.. Söyleyemedim.. Başarısız olduğum bir yılın sonunda babam 'senin gibi evlat olmaz olsun' dedi ve beni evden kovdu..
Sonrası daha da uzun bir hikaye.. Sağlık sorunlarım arttı, ameliyatlara alındım.. İlk ameliyatımdan sonra babam geldi 'sen beni rezil ettin, beter ol' dedi.. İkinci ameliyatımdan sonra da benzer şeyler.. Ameliyatlarım kötü geçtikçe o mutlu oluyordu.. Uzun süre yürüyemedim, yatakta geçti aylarım.. Kilo aldım, şeklim şemalim değişti.. Beni gördü 'zaten çirkindin, şimdi insana da benzemiyorsun' dedi.. Kendimi hayatım boyunca dünyanın en çirkin, en aptal insanı olarak gördüm.. Teşekkürler baba..

Ama bir şekilde, nasıl olduğunu bilmiyorum, içimdeki gücü hiç kaybetmedim.. Hep direndim, mücadele ettim.. Kocaman bir kalbim vardı içimde, beni aşan, çocuklukta hiç karşılığını bulamayan.. Ona sığındım hep.. İlk ameliyatım için gereken tahlil, tetkik işlerini halletmeye tek başıma gitmiştim hastaneye.. Koca koca insanlar yanlarında birkaç kişiyle geliyorlardı.. O zaman kendime şunu söyledim, 'sen çok güçlüsün, her şeyin üstesinden geleceksin.. Bunu unutma bunu unutma..'
Şımaracak kimsesi olmayanlar kendine sığınmalı ne de olsa..

Aşk ilişkilerinde yüzüm hiç gülmedi.. Hiç sevilmedim.. Bu saatten sonra sevileceğimi de sanmıyorum.. Sanırım babaları tarafından sevilmeyen kızlar, sevilmiyor yetişkin olunca da.. 'Prenses kadrosu'na çocukken giremeyenler hayatları boyunca esas kadın  olamıyorlar galiba.. 

Şimdi yaptıkların için pişmanmışsın, iyi baba olamadım diyormuşsun.. Sesimi duymak istiyormuşsun.. Her şey için geç artık.. 3 psikiyatristle görüştüm.. Hiçbiri onay vermedi.. Senden uzak durmak benim için en iyisiymiş..

Bu yaşımdan sonra kendim için yaşamak istiyorum.. Kendim olmak istiyorum.. Verdiğin zarar yeterli.. Elveda baba....


                                                                                                                    Şehrin Masalcısı

21 Mayıs 2017 Pazar

Yıllardır hayalini kurduğum bir düş bu.. Arkadaşlarla buluştuğumuz sofralarda anlatmaktan yorulmadığım- dinlerken bıktılarsa da hiç belli etmedikleri 😁-çay/kahve muhabbetlerimizin vazgeçilmez konusu..İdi.. Dostlar Ankara'dan gittiğinden beri kimseye anlatmadığım, içimde büyüttüğüm bir hayal.. İçimdekini buraya aktarmak istedim.. Belki de, bloga yolu düşen güzel yürekli bir insanın gönlünden geçen bir dua değer hayalime.. 
Tatlı, şirin bir kitap kafe açmak istiyorum.. 😊 Kitabevi ve kafe kısmı cam bir bölmeyle ayrılacak.. Kitapları inceleyenler, okuyanlar kafeden gelen seslerden rahatsız olmasınlar diye böyle birşey düşündüm.. Kitabevi kısmında da bölümlerin arasına dağıtılmış şekilde koltuklar ve sandalyeler olacak.(Berlin'de gördüğüm bir kitapçıdan ilham alacağım bu hususta.) 
Çok satanlar değil, iyi kitaplar yer alacak raflarda.. Şiir bölümünü oldukça geniş tutmak istiyorum.. Bir kitapçının iyi olup olmadığı şiir bölümünden anlaşılır bana göre.. Türk Edebiyatı ve ülkelere, bölgelere göre ayrılmış olan Dünya Edebiyatı kısımları olacak elbette.. Bilim, sanat, sosyoloji, felsefe, tarih, mitoloji, dilbilim için de raflar ayrılacak. 
Gönlümde özel bir yere sahip olduğu için, seyahat ve gezi kültürü üstüne geniş bir bölüm ayırmak istiyorum. Yol hikayeleri, rehberler ve haritalarla dolu olacak  😊
Ve tabii ki dergiler.. Ülkede basılan tüm edebiyat dergilerine ve ulaşabildiğimiz tüm fanzinlere yer vermek istiyorum. Onlar dışında Magma olmazsa olmazımız.. O zamana kadar mizah dergilerimiz ve bilim dergisi kalırsa, tabii ki onlar da yer alacak.. Aslında, kadınları obje gibi gösteren kadın ve erkek dergileri dışında pek çok farklı alanda yayının bulunmasını istiyorum..
Ve geldik en güzel bölüme 😊 Kitabevinin bir köşesi kütüphane gibi hizmet verecek, özellikle öğrencilerin faydalanması için.. Burada sadece kitaplar değil dergiler de yer alacak.. Kitaplar, dergiler 1-2 haftalığına ödünç verilecek.. Askıda bölümü de kitapçının müdavimi okurlara emanet olacak.. Dileyen hediye etmek istediği kitabı/dergiyi/defteri askıya bırakabilecek..
Arşivimde bulunan 300 kadar albüm sayesinde her daim güzel müzik duyulacak iki alanda da 😊
Geldik kafe bölümüne 😊 Camdan bir tavanının olması ve gökyüzünün görülmesi önemli.. Yağmur yağmadığı zaman camlar da açılacak tabii ki.. Isıtma için kuzine kullanılacak. Menüde ismi anlaşılmayan yemekler olmayacak, aslında menü de olmayacak.. Her gün, geceden hazırlanıp sabah pişirilen kekimiz ve böreğimiz olacak, iki en fazla üç çeşit.. Onları da evde kendim hazırlamayı düşünüyorum 😊 (her kafede bulunan, birbirinin aynı, tatsız, fabrikasyon yiyeceklerden hiç hoşlanmıyorum. ) Yazları kahvaltı da hazırlarız. Pişi yaparız.. Çökeleği domates, biber ve zeytinyağıyla harmanlarız, alın size dünyanın en güzel yemeği 😊 Çayımız, kahvemiz, minik konuklarımız için sütümüz, hastalanmış misafirlerimiz için de bitki çaylarımız eksik olmayacak 😉
(Kitabevine, kafeye gelen okurların, misafirlerin Masalcı ablası olmak istiyorum 😊 Beni iyi tanıyanlar anaç tarafımın ne kadar fazla olduğunu, hayatımın önemli bir kısmının ise yapayalnız geçtiğini bilirler.. Sanırım bu mekandaki temel amacım;  insan kazanmak, yol arkadaşları edinmek, çok sevip, bağrıma basmak..)
Samimi bir mekan olması, muhabbetin eksik olmaması, müdavimler arasında dostluk kurulması en büyük dileğim.. Çıldırmış, öfkeli, nefret kusan dünyadan sıyrılmış, huzurun bulunabileceği kurtarılmış bölge gibi olması arzum.. Mesela dostlar gelsin, derdini anlatsın çözüm bulmaya çalışalım.. Mutluluğunu paylaşsın, sevincine ortak olalım.. Ne bileyim işte genç bir arkadaşım gelsin 'Abla, aşık oldum, canım yanıyor' desin, sabaha kadar beraber oturalım.. Dostların doğumgünlerini birlikte kutlayalım.. 
Geldik bu mekanın nerede olacağına.. Memleketimde, canım Egem'de açabilmeyi yürekten diliyorum.. İzmir'de Yakın ve Yerdeniz gibi muhteşem kitapçılar var, ihtiyacı yok.. Muhtemelen Aydın'da açarım.. Merkezde mi olur yoksa anneannemle dedemin ilçelerinde mi olur bilemiyorum.. Sanırım hayatın akışı en uygun yeri bana gösterecektir... 
Yazıyı okuyacak olan herkesin yüreğine sağlık 🙏😊

20 Mayıs 2017 Cumartesi

Hayaller..

Çocukken ya da ergenken zaman çok yavaş akıyor, hatta hiç geçmiyor gibi gelirdi ya.. Önümüzde yıllar ve her şeye yetecek zaman var sanıyorduk.. Tüm hayallerimizi gerçekleştirecek, hepsine yetişecektik.. Hiçbir treni kaçırmayacaktık, gidenlerin ardından istasyonda bi başımıza bekleyen olmayacaktık.. Ne hayallerimiz vardı, ne hayaller.. Mesela ben gazetecilik ya da edebiyat okuyacaktım, sonra da Atlas'da çalışacaktım..😄😄 Peşimi bırakmayan müzik tutkuma da kapılacaktım; şarkı da söyleyecektim, sahneye de çıkacaktım..(star olmak değil, sadece sahnede olmak ve şarkı söyleyebilmekti istediğim..) Sonra.. Bir sürü dil öğrenecektim.. İspanyolca'yı şakır şakır konuşup, Neruda'nın şiirlerini İspanyolca söyleyecektim bağıra bağıra, gideceğim Güney Amerika seyahatinde.. 😃 Rusça öğrenip, Dostoyevski'yi kendi dilinde okuyacaktım.. Soğuk bir kış günü, buharlı bir trene atlayıp, karların içinden geçip Sibirya'ya gidecektim.. 12 yaşındayken izlediğim bir belgeselde aşık olduğum İsviçre dağ göllerini, gidip yerinde görecektim.. 13 yaşında haberdar olduğum Interrail denilen şey de planıma ne uygundu.. Avrupa'nın yarısını 35 günde, hem de tek başıma gezecektim.. (Bu planlar içinden en çok yaklaştığım interrail oldu.. Plan program tamamdı.. Kalacağım hostellerden, bineceğim trenlere kadar her şeyi ayarlamıştım.. Resmen Deutsche Bahn'ın sitesini yutmuştum.. Sonra ne oldu? Yola çıkmadan kısa süre önce, dur dediler, gidemezsin.. Ameliyata alındım apar topar..) (atlamayayım.. İspanyolca öğrenmişliğim de var, en azından en sevdiğim şiiri okuyabiliyorum..) 

Sonra.. Sonra?. Bir fakülteye tıkılıp kaldım.. Gri binaya karıştım yavaş yavaş.. Çürük merdivenlerinde gidip geldim,loş koridorlar arasında yol aldığımı sandım.. Hava karardıkça gittikçe koyulaşan gri bina, geceleri Hayalyutan'a dönüşüyordu.. Hayalyutan.. Geleni gideni olmayan bir istasyon.. Trenlerin durmadığı, insanların görmediği izbe, soğuk bir yer.. Sadece tek bir ses duyuluyor orada; gözünüzü karanlığa iyice alıştırıp, gönlünüzü açarak duyabileceğiniz bir ses.. Küçük bir kız ağıt yakıyor her gece.. Artık duyabilir misiniz onu?.

Bence mutluluk..

Bir halkaya kondurulmuş parlak, koca bir taşla gelme bana.. Yanlış anlama.. Yüzükleri severim, ama tek taş denilenleri ya da bilmem kaç öğün yemek parası edenleri değil.. Bir pasajdan ya da yol üstünde bir tezgahtan alabiliriz.. Benim için kıymetli olan anılar ve bir anısı olsun yeter..

Düğün dernek eğlenceleri ilgimi çekmez, kalabalıktan hoşlanmam bilirsin.. Ne gerek var ki koca bir salon kiralayıp, tanımadığımız insanlarla doldurmaya ve bangır bangır müzik çalmaya?. Hem o gelinlik dedikleri kabarık, prenses zırhını giyip kuşanamam ben.. Muhtemelen sen de papyon, kravat vb şeyleri sevmiyorsundur, beni sevebildiğine göre... Diyorum ki, bir kutlama yapacaksak sahilde dostlarla olsun.. Birkaç masa ve zeytinyağlı yemekler, mezeler.. Süse püse gerek yok.. Bizim ekip sazıyla sözüyle destek verir.. Ben de tüm şarkıları senin için söylerim..

Evimiz çok büyük ve gösterişli olmasa.. Fazla eşyaya da gerek yok.. Çeyiz diye yanımda kitaplarımı ve dergilerimi getireceğim sadece.. Salon misafirler için ayrılmış özel alan değil de, yaşadığımız yer olsa.. Mesela tüm duvarlar kitaplıklarla kaplı olsa..

Düğün de kolay ev döşemek de.. Ya sonraki aylar/yıllar?
Toplumca kutlanan özel günleri pas geçsek olmaz mı?. Bana çiçek alma hediye olarak ve tabii mutfak robotu da.. Eşyalar değil de anlar biriktirelim ve yollar.. Mesela çiçek almak yerine çiçeklerle dolu bir bahçeye götürebilirsin beni.. Ya da gökyüzünü görebileceğimiz bir yere.. Çocukluğunun geçtiği, gençliğinin başladığı yerlere gidelim sonra.. O sokaklarda, yollarda ve insanlarda senin izlerini göreyim, seni daha çok tanıyıp, seveyim..
Yapmayı sevdiğimiz şeyleri bırakmayalım.. Dostlarımızdan uzaklaşmayalım.. Çift olmak, kendimizi terk etmek anlamına gelmesin bizim için..
Tatillerde sıkıcı, büyük ve çevre katili otellere gitmeyelim.. Beach club denilen baş ağrıtıcı mekanlara uğramayalım.. Trenlere atlayıp, görmediğimiz yerleri keşfe gideriz belki.. Ya da dağlara, yaylalara.. Nereye gidersek gidelim, yıldızları görebileceğimiz bir yer olsun.. Açık havada uyumayı sever misin? Bir dam buluruz kendimize.. Gecenin serinliğinde masal anlatır mısın bana?. Ya da susarız ve hiç konuşmayız.. Sadece yıldızlara bakarız.. Hem gerçek mutluluk, sessizliği de paylaşmak değil midir?.

14 Kasım 2016 Pazartesi

Sakladım-3

Kendimi bir şiirin içine sakladım..
Hatırlanmıyor ne şair ne dizeler..
Yine de bulur musun?
Ve okur musun nefesin tükeninceye kadar..
Özgür kalayım diye...