17 Haziran 2017 Cumartesi

Baba..

Kederli yazılar paylaşılmasını zayıflık olarak görenler, hayatı çiçek böcekten ibaret sayanlar lütfen okumasın.. Rahatlamak için yazıp, uzay boşluğu gibi gördüğüm internete fırlatmam gerekiyordu.. Benzer şeyler yaşayan birileri okuyup, yalnız olmadığını hissetsin.. Sanırım benim için önemli olan bu..

En sevmediğim gün gelmiş yine.. Haziran ayının tüm pazarlarından nefret ederim.. Her pazar öncesi bugün o gün mü, babalar günü mü? diye düşünüp kaygılanırım.. Her yer baba resimleri ve güzel anılarla dolacaktır yine.. Herkes 'babişkosundan' bahsedecektir.. Yetişkin halim üzülmemeyi öğrendi ama içimdeki sevilmemiş küçük kız bunları gördükçe burukluk yaşıyor.. 
Biliyorum benim gibi olanlar ve çok çok daha kötü durumlar yaşayanlar var.. Amacım acıları yarıştırmak değil.. Sadece anlatmak ve biraz rahatlamak istiyorum. Benzer acıları yaşayanlar bu yazıyı okuyup, yalnız olmadıklarını hissederse ne ala..

İlkokula başlamadan önce nispeten sakin bir çocukluk geçirdim diyebilirim.. Annem ve babam her zaman çok meşguldü, çok çalışıyorlardı.. Yalnız büyüdüm.. Oyuncaklarım, merakla sayfalarını çevirdiğim kitaplar ve ansiklopediler vardı etrafta.. 
Sanırım benim hikayem ilkokula başladığım anda başladı.. Başarı takıntılı, hırslı ebeveynlere sahip olmanın zorluğunu o zaman hissetmeye başladım.. İyi ki okula başlamadan okumayı sökmüştüm, en azından 'sınıfta okumayı söken ilk kişi yarışı'ndan sıyrıldım..
1. sınıfın nisan ayına kadar her şey yolunda gidiyordu, ya da gittiğini sanıyordum.. Nisan ayında matematik sınavı olmuştuk.. Üzerinde anne ördek ve yavrularının resmi olan bir test sınavıydı.. 5 üzerinden 4,5 almıştım.. dörtbuçuk.. Babam notumu öğrenince çok sinirlenmişti, eve varmayı bile beklemedi.. Okulla ev arasındaki yolda, poğaçalarını çok sevdiğim pastanenin önünde ilk dayağımı yedim..(hatırladığım ilk dayak) Başarısız olduğum için cezalandırılmıştım..
İlkokul hayatım boyunca sınıf birincisi olmak zorundaydım.. Annemle babamın benimle ilgili tek merak ettikleri şey; notlarımın kaç olduğu ve sınıfın en çalışkanı olup olmadığım idi.. Kırmızı kapaklı bir defterim vardı, 2. ve 3. sınıftayken eve gelip hemen ödevlerimi yapar, ardından defterime kendimce şiirler yazardım.. Defterimi hiç görmediler mesela.. Çünkü hayal dünyamı onlarla paylaşınca azar yiyordum.. 8-9 yaşlarındayken en merak ettiğim şey 'zaman' kavramıydı.. Şöyle şeyler dolanıyordu aklımda: 3 ay önceki zaman şu an uzayın başka bir yerinde yaşanıyor mu? 1 hafta sonra yaşayacaklarımız evrenin başka yerinde şu an gerçekleşiyor mu? Yaşadığımız şeyler, her an yaşanmaya devam ediyor mu? bu gibi sorular dönüp duruyordu kafamda.. Bir gün babama sordum bunları.. 'Gereksiz şeyler düşünme, dersine çalış, test çöz' dedi.. Uzunca süre babama hiçbir şey anlatmadım..İlkokuldayken kardeşim doğdu.. Zorlu bir doğum olmuştu, annemde ve kardeşimde sağlık sorunları oluştu. O dönem okul değişikliği de yaşadığım için derslerimde kısa süreli başarısızlık yaşadım.. Türkçe'den 4 aldım.. Eve gelince babama söyleyemedim, zaten barut gibi dolaşıyordu.. O gece hiç uyumadım.. Sınav kağıdımı imzalatmam gerektiği için sabah gösterdim.. Dayağımı yiyip okula gittim.. 
10 yaşındayken bacağımdaki bir sorun ve sürekli düşmem nedeniyle doktora götürdüler.. Tam tanı konulamadı, 'bu sorun ilerleyici olabilir, 25 yaşından sonra bacağı tutmayabilir' dedi doktor amca.. İlerde tekerlekli sandalyede olabilirsin dedi bana da.. Koşmam yasaklandı, bisiklete binmem de.. Beden eğitimi dersinden de muaf oldum. Babam 'hem salak, hem çürük' dedi benim için.. Çok üzüldüm ama kimseye belli etmedim, eve gidince kağıdı kalemi aldım ve '15 yıllık hayat planı' yaptım kendime.. Sonra da tüm gece ağladım..
11 yaşındayken elimdeki tüm çocuk kitaplarını okumuştum ve evin yakınındaki kırtasiyede bulabildiğim tüm kitapları da.. (Babam benimle notlarım  ve derslerim hakkında konuşurdu sadece. Nasılsın kızım dediğini bile hatırlamam.. Kütüphanesi ve güzel kitapları vardı ama 'baba hangisini okumalıyım' diyemedim hiçbir zaman..) Yaz tatilinde kütüphanesindeki kitapları alıp okumaya başladım gizlice.. O yokken okuyor, sayfaları özenlice çeviriyor, o gelmeden de aldığım  yere kaldırıyordum.. O yaz tanıştım Hemingway ile.. Büyülenmiştim.. 'ben yazar olacağım' dedim heyecanla, annemin yanına gittim aynı heyecanla ve kararımı söyledim.. 'git kardeşinle ilgilen' dedi.. Ondan sonra anneme de hayallerimi anlatmadım..
Ortaokul zamanlarım da zorlukla geçti.. Düşük not alırsan, başarısız olursan 'okuldan alırım, evden çıkartmam, sonra da evlendiriveririm' diye  tehdit ediyordu babam.. Sanırım uykusuzluk sorunum o yıllarda başladı.. Doğru düzgün ders çalışamıyordum, içimde hep 'başarısız olma korkusu' vardı.. Sınavlardan önce ellerim, ayaklarım buz keserdi, bayılacak gibi olurdum.. Okuldan çıkınca arkadaşlarımla dolaşmam yasaktı.. Haftasonu dışarı çıkmam yasaktı.. Her zaman kardeşimin başında beklemem  ve ders çalışmam gerekiyordu.. Haftasonu gezmeye giderlerdi, evde kardeşime bakardım..
Arada markete gönderildiğimde biriktirdiğim harçlıklarımla dergi alırdım..(Atlas.. canım Atlas.. Sayfalarında nefes alıp, dünyayı keşfediyordum.. Bulunduğum yerden onun sayesinde kurtuluyordum, en azından ruhen.. Özcan Bey beni uzaktan büyüten bir baba gibiydi.. Çok şey öğrendim ondan ve tüm Atlas ekibinden..) Kızmasınlar diye çantama koyup, gizlice eve sokardım.. Ders kitabı dışında bişeyler okumam da yasaktı.. Ama dergilere aşıktım.. Üniversitede gazetecilik okumak sonra da Atlas'da çalışmak ve tabii yazar olmak gibi hayallerim vardı.. Bir akşam nasıl olduysa ağzımdan kaçtı.. Babam önce dalga geçti, 'senin gibi gerizekalıyı ne yapsınlar, ancak çaycı olursun o dergide' dedi.. Sonra da bağırdı, kızdı, küfretti.. Babama hayallerimi anlattığım son akşamdı..
Okulun kütüphanesi sığınağımdı.. İnanç mevzusuna kafa yorduğum günlerdi.. Bulabildiğim kaynaklardan dinler tarihi üstüne okuma yapıyordum.. Birgün yolum Mevlana'yla kesişti.. O yılları da onun sayesinde atlattım.
Ve 8. sınıf.. Büyük sınav öncesi.. Test çöz, yüksek not al, en birinci ol, herkesi geç vs vs.. 
Ders çalışırken uyuyakalırsam(stres altında hiç verimli olmayan çalışmalar) babam saçlarımdan çekerek uyandırırdı.. Ellerinin gücünü  o sırada hissederdim.. Kaç defa 'bu sefer kesin kafa derim koptu' dediğimi bilmiyorum..
Gördüğüm fiziksel şiddet, psikolojik şiddetin yanında hafif kalırdı aslında.. (Ailenin onay vermediği bir evlilik yapan kuzenime çok kızmıştı babam ve faturayı bana kesmişti. O gelin oldu, sevdiği kişiyle evlendi.. Dayağı ben yedim.. Teyzem istemedikleri bir kişiyle evlendi.. Üniversiteye gelene kadar 'teyzen gibi olacaksın, salaksın' ı duydum.. Ailede yaşanılan sorunlar bana dayak olarak dönerdi.. En şiddetli dayak, sağ kalçama aldığım darbeler oldu.. Birkaç gün yürüyemeyip, topallamıştım.. )
8. sınıfın sonu ve büyük sınav.. Korkudan ölecektim neredeyse.. İyi bir anadolu lisesini ve ortalama bir fen lisesini kazanacak kadar puan almıştım.. Ama yetmedi babama.. Ailenin yüzkarası ilan edildim.. İzmir fen lisesini kazanamadığım için, Türkiye derecesi yapamadığım için yemediğim hakaret kalmadı.. Gerizekalı olduğuma kanaat getirip, zeka testi yaptırmaya götürdü.. O yaz evden dışarı çıkmam yasaktı.. Dayanamadığım baş ağrılarım başladı.. Uzun, gür saçlarım vardı.. Bir gün kuaföre gidip kestirmek, çok kısa kestirmek istediğimi söyledim.. Kuaför 'ama çok güzel saçların.. nasıl kıyacağım' dedi.. İlk defa o gün saçımın çok güzel olduğunu duydum.. Kuaförden çıktığımda yaşıtım erkeklerin çoğundan daha kısaydı saçlarım..
Lise sona gelinceye kadar çok fazla uğraşmadı.. Psikolojik şiddetimiz ve hakaretler eksik olmadı tabii.. O dönem de ne kadar çirkin olduğuma sarmıştı.. Baba tarafım Balkan kökenli ve ailenin tüm kadınları çok güzeldir.. Ben onlara pek benzemem.. Kardeşim Balkan kızlarına benziyordu ve babam gurur duyuyordu onunla.. Evin prensesi olmuştu.. Bana da sürekli 'sen güney Balkan kızları gibisin. En çirkin onlardır, çok çirkindirler..' derdi.. Aynalarla hiç barışamadım.. Fotoğraf çekilmekten her zaman nefret ettim.. Belki de nedeni bunlardır..
Lise son ve yine stres stres stres... 'Düşük puan alırsan asla okuyamazsın.. Kötü bir üniversitede okuyacaksın diye para harcamam' diyordu her gün her akşam...
Gidebileceğim okulların listesini de yapmıştı.. Boğaziçi, ODTÜ.. Ve Koç, Sabancı, Bilkent(burslu olacak şekilde) ve sadece elektrik-elektronik, bilgisayar, endüstri mühendisliği.. Seçeneklerim bunlardı.. Bu bölümlerin dışında kalanları zaman ve para kaybı olarak, çöp olarak görüyordu babam..
Üniversite sonuçları, puanlar açıklandı.. İlk 500'deydim.. Babamı aradım hemen.. Puanımı, derecemi söyledim.. Çok mutluydum.. (Tahminime göre, Boğaziçi Elektrik Elektronik hariç her yeri tutacaktı puanım..) Babam kızdı.. 'Sanki Türkiye derecesi mi yaptın, ilk 3'e mi girdin.. Ne diye beni rahatsız ediyorsun' diyip söylendi.. Mutluluğum soldu, oturdum ağladım.. 
Mühendis olmak istemiyordum.. İlk defa babama karşı geldim..Tıp yazdım(annemin isteği) ilk tercihime yerleştim.. Babam tebrik etmedi ve üç ay konuşmadı benimle..
Üniversiteye başladım, beklediğimi bulamadım, mutsuzdum.. 'boşver kızım.. Ne zaman kendin için yaşadın ki.. Doktor olunca sınır tanımazlar'a katılırsın, kendini insanlara adarsın' diye diye avuttum kendimi..
Üniversiteye, bölümüme bir türlü adapte olamadım.. Bırakmayı, bölüm değiştirmeyi düşündüm.. Söyleyemedim.. Başarısız olduğum bir yılın sonunda babam 'senin gibi evlat olmaz olsun' dedi ve beni evden kovdu..
Sonrası daha da uzun bir hikaye.. Sağlık sorunlarım arttı, ameliyatlara alındım.. İlk ameliyatımdan sonra babam geldi 'sen beni rezil ettin, beter ol' dedi.. İkinci ameliyatımdan sonra da benzer şeyler.. Ameliyatlarım kötü geçtikçe o mutlu oluyordu.. Uzun süre yürüyemedim, yatakta geçti aylarım.. Kilo aldım, şeklim şemalim değişti.. Beni gördü 'zaten çirkindin, şimdi insana da benzemiyorsun' dedi.. Kendimi hayatım boyunca dünyanın en çirkin, en aptal insanı olarak gördüm.. Teşekkürler baba..

Ama bir şekilde, nasıl olduğunu bilmiyorum, içimdeki gücü hiç kaybetmedim.. Hep direndim, mücadele ettim.. Kocaman bir kalbim vardı içimde, beni aşan, çocuklukta hiç karşılığını bulamayan.. Ona sığındım hep.. İlk ameliyatım için gereken tahlil, tetkik işlerini halletmeye tek başıma gitmiştim hastaneye.. Koca koca insanlar yanlarında birkaç kişiyle geliyorlardı.. O zaman kendime şunu söyledim, 'sen çok güçlüsün, her şeyin üstesinden geleceksin.. Bunu unutma bunu unutma..'
Şımaracak kimsesi olmayanlar kendine sığınmalı ne de olsa..

Aşk ilişkilerinde yüzüm hiç gülmedi.. Hiç sevilmedim.. Bu saatten sonra sevileceğimi de sanmıyorum.. Sanırım babaları tarafından sevilmeyen kızlar, sevilmiyor yetişkin olunca da.. 'Prenses kadrosu'na çocukken giremeyenler hayatları boyunca esas kadın  olamıyorlar galiba.. 

Şimdi yaptıkların için pişmanmışsın, iyi baba olamadım diyormuşsun.. Sesimi duymak istiyormuşsun.. Her şey için geç artık.. 3 psikiyatristle görüştüm.. Hiçbiri onay vermedi.. Senden uzak durmak benim için en iyisiymiş..

Bu yaşımdan sonra kendim için yaşamak istiyorum.. Kendim olmak istiyorum.. Verdiğin zarar yeterli.. Elveda baba....


                                                                                                                    Şehrin Masalcısı

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder